<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title></title>
	<atom:link href="http://www.dahiturk.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dahiturk.com</link>
	<description></description>
	<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 13:51:58 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Nutfe (sperm)</title>
		<link>http://www.dahiturk.com/nutfe-sperm.htm</link>
		<comments>http://www.dahiturk.com/nutfe-sperm.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 13:51:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cinsel sorunlar]]></category>

		<category><![CDATA[Nutfe (sperm)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dahiturk.com/?p=491</guid>
		<description><![CDATA[Ergenlikte erkek çocukların hem bedenlerinde hem de cinsel organ ve fonksiyonlarında önemli değişiklikler olr öncelikle yumurtalar büyümeye başlar. Yumurtaların büyümeye başlamasından yaklaşık 1-2 yıl sonra ergenliğin kesin kanıtı olan boşalma meydana gelir  ve bunları takiben yada beraberinde  Penis ve torbalarda büyüme, derinin renginde koyulaşma, önce cinsel bölgede, daha sonra bıyıklarda, sakallarda ve koltuk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.genetikbilimi.com/images/isilye.gif' alt='Rad. Dr. Işıl Yurdaışık' class='alignleft' />Ergenlikte erkek çocukların hem bedenlerinde hem de cinsel organ ve fonksiyonlarında önemli değişiklikler olr öncelikle yumurtalar büyümeye başlar. Yumurtaların büyümeye başlamasından yaklaşık 1-2 yıl sonra ergenliğin kesin kanıtı olan boşalma meydana gelir  ve bunları takiben yada beraberinde  Penis ve torbalarda büyüme, derinin renginde koyulaşma, önce cinsel bölgede, daha sonra bıyıklarda, sakallarda ve koltuk altlarında kıllanma, adem elması denen gırtlak kıkırdağı belirginleşme ve seste kalınlaşma, boşalma, yüzde ve bedende ergenlik sivilceleri, adalelerde gelişme ile erkek tipi ortaya çıkar.<br />
Erkek üreme hücresi olan sperm, yumurtalarda üretilmektedir. Üretim, kadınlardakinden farklı olarak, ergenlikte  başlayıp hayatın sonuna kadar devam eder. Kadın periyodunda ayda bir kez yumurtalama (ovulasyon) ile bir adet (nadiren birkaç) yumurta hücresi (ovum) oluşmasına rağmen, erkekte sperm üretimi süreklidir.<br />
Doğumda erkek yumurtalarında sperm üretecek ana sperm hücreleri (spermatogonium) bulunur. Ergenliğe kadar bu hücreler sessizce beklerler. Ergenlikte beyinden salgılanan hormonların (FSH, LH) artışı ile yumurta içindeki ana sperm hücrelerinde bölünme başlar. Oluşan yeni hücreler de çeşitli bölünme, gelişme ve farklılaşma aşamalarından<br />
geçerek sperm haline gelirler.</p>
<p>Yumurtalarda, dakikada yaklaşık 50–200 bin adet sperm üretilir. Yumurtanın içindeki kanallarda oluşan spermler, yumurtanın üst ucundaki epididim adı verilen kanal sistemi içine girerler. Burada da olgunlaşmaya devam eden spermler, epididimin kuyruk kısmına geldiklerinde bağımsız hareket kabiliyeti kazanmış olurlar. Bir sperm hücresinin gelişimini tamamlayıp olgun hale gelişi yaklaşık 70 gün sürmektedir.</p>
<p>Sperm, 5-7 mikron boyunda, 3-4 mikron eninde, armut şeklinde baş, 2-3 mikron boyunda boyun ve 40-45 mikron uzunluğunda kuyruk kısımlarından oluşmaktadır.<br />
Cinsel uyarılma olduğunda sperm hücreleri, meni keseciklerinin ve prostatın salgıları, arka idrar yolu ve boşaltma kanallarında birikmeye başlarlar. Birikim için, prostat içindeki idrar kanalının mesane tarafındaki üst kısmı ve prostatın alt tarafındaki alt kısmı sfinkter sistemi (büzücü mekanizma) tarafından kapalı tutulur. Bu sayede biriken sıvılar mesaneye ve idrar yolundan dışarıya kaçmaz.<br />
Biriken sıvıya meni adı verilir.<br />
Cinsel uyarılma doruk noktasına ulaştığında, boşalma refleksi denen olay başlar. Mesane tarafındaki iç sfinkter (büzük) kapalı kalırken, dış sfinkter açılır. Aynı anda, idrar yolu üzerindeki ve boşaltma kanallarındaki kaslar, hızlı ve ritmik olarak kasılırlar. Bu kasılmalarla beraber meni, fışkırır tarzda birkaç hamle ile idrar deliğinden dışarı atılır.<br />
Erkeklerde idrar yolu, hem idrar hem de meninin boşaltımını<br />
sağladığından içinden geçen sıvının muhteviyatı ve özellikleri<br />
farklılıklar gösterir. Kızların idrar yolu, sadece idrar boşaltma<br />
fonksiyonu görür.</p>
<p>Erkeklerde İdrar yolundan akan sıvılar farklılıklarına göre sıralanabilir:</p>
<p>1- İdrar: Böbrekten süzülen idrar mesanede birikir. Mesane dolunca idrar hissi oluşur. Mesanenin kasılmasıyla da idrar boşalır.</p>
<p>2- Meni: Cinsel uyarılma sırasında arka idrar yolu ve meni<br />
kanallarında biriken sıvı, boşalma ile dışarı atılır. Boşalma ile<br />
atılan bu sıvıya meni denir. Gelen sıvının meni olması için, cinsel uyarılma ve boşalma hissi olmalıdır. Ancak gece boşalmalarında bunlar olmayabilir; gelen sıvının özelliğinden, boşalma olduğu anlaşılır. Meni 2-6 cc hacminde, önce pıhtı şeklinde, sonra sıvılaşıp akıcı olan, özel kokulu ve mat beyazımsı bir sıvıdır.</p>
<p>3- Mezi: Cinsel uyarılma esnasında penisin ucunda beliren birkaç damla yapışkan, şeffaf sıvıdır. Bazı erkeklerde çok belirgin olurken bazılarında çok azdır. Bu sıvı meni ile karıştırılmamalıdır.</p>
<p>4- Vedi: İdrardan sonra gelen 1-2 damla, idrardan daha koyu kıvamlı,<br />
kaygan sıvıdır. Temizlenme sırasında penis ucundaki sıvının kaygan olması ile fark edilir. Prostat ve idrar yolu içindeki salgı bezlerinden gelmektedir. Bu sıvının, büyük abdest esnasında ıkınırken gelen sıvıyla aynı olduğu düşünülmektedir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dahiturk.com/nutfe-sperm.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Doğru beslenme ve tıbbi gerçekler nelerdir!</title>
		<link>http://www.dahiturk.com/dogru-beslenme-ve-tibbi-gercekler-nelerdir.htm</link>
		<comments>http://www.dahiturk.com/dogru-beslenme-ve-tibbi-gercekler-nelerdir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 13:48:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<category><![CDATA[Doğru beslenme ve tıbbi gerçekler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dahiturk.com/?p=490</guid>
		<description><![CDATA[Kalp, şeker, yüksek tansiyon gibi uzun süreli hastalığı olan insanlar vardır mutlaka çevrenizde. Onları dikkatle incelediğinizde benzer özelliklere sahip olduklarını görürsünüz. Sürekli ilaçlar kullanan, hayattan eskisi kadar zevk almayan, hastalığın vücutlarında yaratacakları zararları çaresizce bekleyen insanlar. 
Beslenme özellikleri de neredeyse aynıdır. Öncelikle yağ ve kırmızı et kesinlikle yasak. Yasakçı beslenme şartlanması adeta hayatlarının bir parçası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src='http://www.genetikbilimi.com/imagesnew/guclu.jpg' alt='doktor' class='alignleft' />Kalp, şeker, yüksek tansiyon gibi uzun süreli hastalığı olan insanlar vardır mutlaka çevrenizde. Onları dikkatle incelediğinizde benzer özelliklere sahip olduklarını görürsünüz. Sürekli ilaçlar kullanan, hayattan eskisi kadar zevk almayan, hastalığın vücutlarında yaratacakları zararları çaresizce bekleyen insanlar. </p>
<p>Beslenme özellikleri de neredeyse aynıdır. Öncelikle yağ ve kırmızı et kesinlikle yasak. Yasakçı beslenme şartlanması adeta hayatlarının bir parçası olmuştur. Hatta yakınması olayan insanlar bile daha az yağlı yeme gayretindedirler. Klasikleşen bilgilere göre yağlar, vücutta kolesterole dönüşür. Kolesterolde damarları tıkayarak kalp hastalığı ve felçlere neden olur. Ayrıca kırmızı etle birlikte kan basıncını arttırırlar. Kanser riskini arttırırlar. Bunun gibi diğer kimi hastalıkları kötüleştirdiği kabul edilir.</p>
<p>Oysa son 10 yılın bilimsel verileri, klasikleşen bu beslenme biçimini tamamen yalanlıyor. Konuyla ilgili olarak yapılan ilk çalışmalar epilepsi hastalarında faydalı olduğunu gösterdi. Ketojenik diyet adı verilen bu beslenme yönteminde hastalara yüksek yağ içerikli, etli ve sebzeli besinler verilip şeker ve şeker içerik ölçeği yüksek olan besinler tamamen kesiliyor. Hastaların epilepsi nöbet sayı ve şiddetinde belirgin azalmalar olduğu görülüyor. Benzer beslenme yöntemi diğer beyin kaynaklı Parkinson Hastalığı, Alzheimer Hastalığı, otizm, depresyon ve beyin tümörlerine de uygulanıyor ve gene başarılı sonuçlar alınıyor.</p>
<p>Yüksek yağ içerikli beslenme yönteminin faydaları bunlarla kalmayıp çok daha şaşırtıcı sonuçlar elde ediliyor. Tip II diyabet (şeker) hastalığında, polikistik over sendromunda ve hatta yüksek kolesterol düzeyleri olan kişilerde bile faydalı olduğu görülüyor. Diğer bir değişle kan kolesterol düzeylerini yağlı yiyerek düzeltebiliyorsunuz.</p>
<p>Yüksek yağ içerikli beslenme yöntemiyle ilgili sayılan bu veriler, Mart 2007 tarihinde Pediatrics dergisinde Johns Hopkins Medical Institutions’dan Dr. John M. Freeman ve arkadaşları tarafından yayınlanan son 10 yılın yapılmış çalışmalarının derlendiği makalede yeralıyor.(1) Bu makalenin yorum bölümünde şu sözcüklere yer veriliyor; Hayretle farketmekteyiz ki yüksek yağlı yiyeceklerin insanları şişmanlattığı ve kolesterol düzeylerini arttırdığı doğru değildir.</p>
<p>Bu bilimsel veriler ışığında ortaya çıkan gerçek şu ki, diyetlerden şeker ve şeker içerik ölçeği yüksek olan besinleri çıkardığımızda insanlar daha sağlıklı oluyor. </p>
<p>Saf şeker (rafine-sofra şekeri) 200 yıl önce ilk defa Almanya’da şeker pancarından üretilmiştir. Şekerin yaygın olarak kullanımı 2. dünya savaşı sonrası yıllara rastlar. Kronik hastalıkların bu dönemde belirgin bir ivme kazandığı görülmektedir. Rafine edilerek üretilen şeker (glükoz) doğada saf halde bulunmaz. Meyve ve balda bununan glükoz ise saf değildir. Oysa binlerce yıllık tarihi boyunca insan bünyesi doğada, doğal haliyle bulduğu besinlerle bu günlere gelmiş, bünyesi doğal alan besinlerle yapılmıştır. İhtiyacı olan şekeri kendi karaciğerinde, şeker dışında aldığı diğer besinlerle sağlamıştır. Bilimsel veriler ışığında ortaya çıkan gerçek şudur ki; insan bünyesi şekeri, dışarıdan saf olarak almaya programlanmamıştır. Saf şeker insan bünyesine zararlıdır. Et, yağ, sebze ve meyveler insan diyetinin aslını oluşturur ve şeker içerik ölçeği yüksek olan maddeler insan bünyesine zararlıdır. </p>
<p>Kronik hastalığı olan ya da kilo vermek amacıyla diyetlerinden yağı kesen insanlar, vücudun temel yapı taşından mahrum olurlar. Beynin %65’ini oluşturan yağlar diyetten kesildiğinde depresyona meyil artar. Bu nedenle yağsız yiyen insanlar bitkin, yorgun ve isteksizdirler. </p>
<p>Diyetten yağı kesmekle kan kolesterol düzeylerinin düşmediği görülmektedir. Çünkü kolesterol karaciğer tarafından yapılır. Hastalık durumunda vücudun yapı taşına yani kolesterole ihtiyacı vardır. Kolesterol artışının esas nedeni budur. Sorun kolesterol yüksekliği değil, kolestrol yüksekliğine neden olan vücudun anormal çalışma biçimidir. </p>
<p>Vücudun çalışması, beyinde bulunan ve hipotalamus adı verilen bir bez tarafından kontrol edilir. Hipotalamus bezinin anormal çalışması sonucu gelişen hasta olma durumu, genetik yatkınlığa göre, gelişecek hastalığı belirler. Hastalıkların tek merkezli yönetimi sonucu pek çok insanda birden çok hastalık (şeker, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon gibi.) birlikte görülür. Hipotalamus kaynaklı, vücudun anormal çalışma düzeni; allostaz (allostasis) olarak bilinir. Hipotalamus kontrolünün beyin ön bölgesi (prefrontal cortex) tarafından sağlandığı son yılların önemli bir bilimsel gerçeğidir. İnsanın hayvanlardan üstün olmasını sağlayan akıl özelliği, beyin ön bölgesinin bir eseridir. Hayvanlardan oluşan bu farklılık, insana akıl özelliği verdiği gibi hayvanlarda görülmeyen pek çok kronik hastalıklarında insanda görülmesinin nedenini oluşturur.  </p>
<p>Şeker içeriği yüksek olan besinler çocukluk döneminden itibaren alınmaya başlamasıyla beyin ön bölgesinde ortaya çıkan bağımlılık durumunu geliştirir. Bu nedenle stres, açlık gibi kimi durumlarda şeker alma ihtiyacı artar. Alınan her şekerli besin, allostaz durumunun daha da artmasını sağlayarak hastalıkların gelişmesi için uygun ortamı yaratır. </p>
<p>Sağlıkta ve çocukluk döneminde uygulanan beslenme yönteleri hem hastalıkların gelişmesinde hemde hastalıktan kurtulmada önemlidir. Temel beslenme yöntemi tamamen doğal olmalı, vücudun düzgün çalışmasını sağlayan temel unsurun sağlıklı beslenme olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p>Dr Güçlü ILDIZ<br />
Nöroloji Uzmanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dahiturk.com/dogru-beslenme-ve-tibbi-gercekler-nelerdir.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Siroz tedavisi ve sirozlu hastanın neye dikkat etmesi gerekli</title>
		<link>http://www.dahiturk.com/siroz-tedavisi-ve-sirozlu-hastanin-neye-dikkat-etmesi-gerekli.htm</link>
		<comments>http://www.dahiturk.com/siroz-tedavisi-ve-sirozlu-hastanin-neye-dikkat-etmesi-gerekli.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 20:34:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Karaciğer hastalıkları]]></category>

		<category><![CDATA[Siroz tedavisi ve sirozlu hastanın neye dikkat etmesi g]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dahiturk.com/?p=489</guid>
		<description><![CDATA[Alkole bağlı sirozun tedavisi yoktur. Yine de hastalığın erken tanısı sonucu alınan bazı önlemlerle hastalığın şiddeti azaltılabilir ve bazı belirtiler hafifletilerek hastayı rahatlatmak amaçlanır. Hepatit sonucu siroz olanlarda ise interferon tedavisiyle virüslerin çoğalması engellenir.
Bunlar dışında şunların mutlaka yapılması gerekir ki hastalık kısmen de olsa kontrol altına alınabilsin:
*
İlk başta kesinlikle alkolü bırakmak gerekir,
*
Vücuttaki eksikliklerin giderilmesi için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alkole bağlı sirozun tedavisi yoktur. Yine de hastalığın erken tanısı sonucu alınan bazı önlemlerle hastalığın şiddeti azaltılabilir ve bazı belirtiler hafifletilerek hastayı rahatlatmak amaçlanır. Hepatit sonucu siroz olanlarda ise interferon tedavisiyle virüslerin çoğalması engellenir.</p>
<p>Bunlar dışında şunların mutlaka yapılması gerekir ki hastalık kısmen de olsa kontrol altına alınabilsin:</p>
<p>*</p>
<p>İlk başta kesinlikle alkolü bırakmak gerekir,<br />
*</p>
<p>Vücuttaki eksikliklerin giderilmesi için vitamin alımı gerekebilir,<br />
*</p>
<p>Sirozlu hastaların tansiyonu yüksek olur. Bunu kontrol etmek için tansiyon ilaçları önerilir,<br />
*</p>
<p>İdrar söktürücü ilaçlarla karında biriken su miktarı azaltılmaya çalışılır,<br />
*</p>
<p>Doktorun önermediği takdirde ilaç alınmamalı,<br />
*</p>
<p>Aşırı yağlı yemekler yenmemeli.</p>
<p>Bunların dışında en son yapılacak tedavi organ naklidir. Hastalığın iyileşmesi mümkün olabilir fakat bu nakil sonucu karaciğerin vücuda uyumu gerekir. Kullanılan bazı ilaçlar da bu yönde etkili olmaktadır. </p>
<p>SİROZA KARŞI ALINACAK ÖNLEMLER</p>
<p>1. Alkolü bırakmak,<br />
2. Hepatit hastalığına yakalanmamak için aşı yaptırmak,<br />
3. Bazı karaciğer hastalıkları siroza yol açar. Bu yüzden mutlaka tedavisi yapılmalıdır,<br />
4. Beslenmeye dikkat edilmeli, yağlı ve hayvansal kaynaklı besinlerden uzak durmak gerekir,<br />
5. Erken teşhis önemli olduğundan kontrol amaçlı muayene yaptırılabilir</p>
<p>SORULAR</p>
<p>Siroz kanama ile komplike olur mu?<br />
Evet. İlerlemiş bir sirozda yutağın içerisindeki varisli damarlar çok kez kanamaya neden olur. Bunun sebebi normal olarak karaciğerden geçmesi gereken kanın siroz nedeniyle buradan geçmek zorunda kalması ve bu damarların şişmesidir.</p>
<p>Siroz halinde karaciğer her zaman büyür mü?<br />
Hayır. Hastalık ilerleyince büzülerek normalden de daha küçük kalabilmektedir.</p>
<p>Karaciğer sirozunda dalak çok kez büyür mü?<br />
Evet.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dahiturk.com/siroz-tedavisi-ve-sirozlu-hastanin-neye-dikkat-etmesi-gerekli.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Safara Kesesi Taşı nedir nerde oluşur</title>
		<link>http://www.dahiturk.com/safara-kesesi-tasi-nedir-nerde-olusur.htm</link>
		<comments>http://www.dahiturk.com/safara-kesesi-tasi-nedir-nerde-olusur.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 20:32:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Karaciğer hastalıkları]]></category>

		<category><![CDATA[Safara Kesesi Taşı nedir nerde oluşur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dahiturk.com/?p=488</guid>
		<description><![CDATA[Safra kesesi karaciğerin altındaki özel yerinde yerleşmiştir.Karaciğer tarafından üretilen ( safra kesesi,safranın üretildiği yer değildir) sarı-yeşil renkli safrayı depolar.Yemekten sonra,safra kesesi ,safrayı ince barsağa salgılayarak yağların sindirimine yardımcı olur.
Safra taşları;safra kesesi içinde oluşan kollesterol kristalleri, pigment materyallerinin yapışarak kümeler oluşturmuş halleridir.Safra kesesine bağlı yakınmlar şunlar olabilir.
yemekten sonra şişkinlik karnın sağ üst yanında ağrı
sağ omuza ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Safra kesesi karaciğerin altındaki özel yerinde yerleşmiştir.Karaciğer tarafından üretilen ( safra kesesi,safranın üretildiği yer değildir) sarı-yeşil renkli safrayı depolar.Yemekten sonra,safra kesesi ,safrayı ince barsağa salgılayarak yağların sindirimine yardımcı olur.</p>
<p>Safra taşları;safra kesesi içinde oluşan kollesterol kristalleri, pigment materyallerinin yapışarak kümeler oluşturmuş halleridir.Safra kesesine bağlı yakınmlar şunlar olabilir.</p>
<p>yemekten sonra şişkinlik karnın sağ üst yanında ağrı</p>
<p>sağ omuza ve sırtta kürek kemikleri arasına vuran ağrılar,</p>
<p>yağda yumurta ve diğer yağlı gıdalardan daha fazla rahatsız olma</p>
<p>Niçin safra taşları oluşur ?</p>
<p>Bazı safra bileşikleri (kollesterol gibi )safrada kolaylıkla çözünmez.Bileşikler çok fazla olduğu zaman ,çökerek sert kristaller oluştururlar.Bu yapılar birleşip yapışarak safra</p>
<p>SAFRA KESESİ HASTALIĞININ TANISI VE TEDAVİSİ</p>
<p>2 yöntem vardır:</p>
<p>1-Açık safra kesesi ameliyatı :Karında nispeten geniş bir kesi yapmak gerekir.Hastanede 5-7 gün kalmayı gerektirebilir.</p>
<p>2-Laparoskopik Kolesistektomi: Laparoskop denilen bir cihazla karında küçük bir delik açılarak safra kesesinin alaınmasıdır.Cerrah tüm işlemi bir TV monitoründen görür.Karın adeleleri çok kesilmediğinden iyileşme süresi daha kısadır.</p>
<p>Günümüzde safra kesesi hastalığı tanısı konulmasında en yaygın kullanılan yöntem ultrasonografi. Sık yapılmasının hastaya hiçbir zararı yok. Ağızdan ursodeoxycolic asit ve benzerlerinin verilmesi bazı safra taşlarının tedavisinde olumlu sonuçlar veriyor. Ancak bunun başarı oranı çok düşük kalıyor ve hastaların yarısında ilk 4 yıl içinde taşlar tekrar oluşuyor. Günümüzde safra kesesi taşına bağlı şikayeti olan hastalarda altın standart laparoskopik kolesistektomidir. Bu yöntemle gerçekleştirilen operasyon az ağrılı olur ve hasta 2-3 gün içinde işinin başına dönebilir. Safra kesesinin tümü alınarak, hastalık nüksü, yeniden taş oluşumu, kanser ve komplikasyon gelişimi olasılığı ortadan kaldırılmış olur. Safra kesesinin olmaması insanlarda ciddi hiçbir soruna yol açmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dahiturk.com/safara-kesesi-tasi-nedir-nerde-olusur.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uyku Veren Yiyecekler hangileridir</title>
		<link>http://www.dahiturk.com/uyku-veren-yiyecekler-hangileridir.htm</link>
		<comments>http://www.dahiturk.com/uyku-veren-yiyecekler-hangileridir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 20:30:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<category><![CDATA[Uyku Veren Yiyecekler hangileridir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dahiturk.com/?p=487</guid>
		<description><![CDATA[Bir bardak ılık sütün bir efsane olmadığı, gerçekten de uykuya yardımcı olduğunun anlaşılmasıyla, son dönemde uykuya yardımcı olan yiyecekler merak konusu oldu. Süt gerçekten uykuya yardımcı oluyor mu?
Başka hangi yiyecekler mışıl mışıl uyumanıza sağlıyor? Tüm bu soruların cevabını kısaca vermeye çalışalım.
Öncelikle uyku gıdalarının en ünlüsü yani ılık süte değinelim. Sütün uykuya destek olmasının esas nedeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir bardak ılık sütün bir efsane olmadığı, gerçekten de uykuya yardımcı olduğunun anlaşılmasıyla, son dönemde uykuya yardımcı olan yiyecekler merak konusu oldu. Süt gerçekten uykuya yardımcı oluyor mu?</p>
<p>Başka hangi yiyecekler mışıl mışıl uyumanıza sağlıyor? Tüm bu soruların cevabını kısaca vermeye çalışalım.</p>
<p>Öncelikle uyku gıdalarının en ünlüsü yani ılık süte değinelim. Sütün uykuya destek olmasının esas nedeni içindeki “triptofan” isimli bir madde. Vücudunuz bu maddeyi mutluluk hormonu “serotonin” ve uyku hormonu “melatonin” yapımında kullandığından ılık süt üzerine de biraz bal eklediğinizde uykuya yardımcı oluyor. Triptofan sadece sütte de bulunmuyor. Tahıllar, muz, peynir, hindi eti ve fıstık da bu maddeyi bol bol içeriyor. Akşam yemeğinden birkaç saat sonra bu yiyecekleri içeren ufak bir ara öğün atıştırmanız uykunuza fayda sağlayacaktır. Bu ara öğünlerin bol karbonhidrat, az biraz da protein içermesi ve hafif olması gerektiğini belirtelim. Az yağlı veya yağsız sütle hazırlanmış küçük bir kase tahıllı kahvaltı gevreği, ince bir dilim peynir veya hindi etiyle birkaç parça kraker yemek sizi uyku öncesinde rahatlatabilir. Ancak kilo sorunu yaşıyorsanız bu kalorileri de hesaba katmalısınız.</p>
<p>Yatmadan önce ağır, baharatlı, mayalı yiyeceklerden ve gazlı, alkollü, kafeinli içeceklerden kaçınmanız da yararlıdır. Yatmadan önce yenen aşırı proteinli yiyeceklerin uyarıcı etki yaparak uykunuzu kaçırabileceği de aklınızda olsun. Bu nedenle et ve et ürünlerinden zengin yiyecekleri öğle yemeğine bırakmalısınız. Kaliteli bir uykuyu garanti etmek istiyorsanız hazırlıklarınıza sabah saatlerinden itibaren başlanmanız daha yararlıdır. Güne iyi bir kahvaltı ederek başlamanız, öğle yemeklerini daha hafif yemeniz, akşam yemeklerini yatma saatinizden en az 3-4 saat önceye kaydırmanız size fayda sağlayacaktır. İyi bir beslenme düzenin yanında sağlıklı bir kilo aralığında bulunmanız da uyku apnesi gibi sorunları önleyerek rahat uyumanızı sağlayacaktır. Bir de uykuya yardımcı olan besin destekleri var. Bunlar arasında melatonin, 5-hidroksi-triptofan (5-HT), valerian destekleri, melisa ve papatya çayları en bilinenleri. Ancak yine de herhangi bir besin desteği almadan önce doktorunuza danışmalısınız.</p>
<p>Uyku sorunlarınızı bu yiyeceklerle çözemiyorsanız yatak odanızın ısısını, ışığını tekrar gözden geçirmeniz de faydalıdır. Ayrıca yatmadan önce ılık duş yaparak, kitap okuyarak, müzik dinleyerek, sevdiğiniz bir kişi veya olayı düşünerek de rahatlayabilirsiniz. Her gün aynı saatte uyumaya ve uyanmaya özen göstermeniz, yatma saatinden hemen önce ağır egzersizler yapmaktan kaçınmanız da şart. Bütün bu önerilere rağmen hâlâ kaliteli bir uyku uyuyamıyorsanız, o zaman mutlaka uzman bir hekime başvurmanız gerektiğini unutmamalısınız. Uyku sorunlarınız başka bir sağlık probleminin belirtisi olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dahiturk.com/uyku-veren-yiyecekler-hangileridir.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Doğuştan Frengi-Kalıtsal Frengi</title>
		<link>http://www.dahiturk.com/dogustan-frengi-kalitsal-frengi.htm</link>
		<comments>http://www.dahiturk.com/dogustan-frengi-kalitsal-frengi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 19:04:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bebek &amp; çocuk hastalıkları ve bilgileri]]></category>

		<category><![CDATA[Doğuştan Frengi-Kalıtsal Frengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dahiturk.com/?p=486</guid>
		<description><![CDATA[Frengi hastalığının anne karnında iken ço­cuğa plasentadan geçebildiği görülebil­mektedir. Duruma göre bazen fetüs düşer veya ölü olarak doğabilir. Bu sebeple dü­şük veya ölü doğum yapan anneler frengi hastalığı yönünden araştırılırlar. Frengili her annenin çocuğunun mutlaka frengili olması gerekmez. Çocuk ortalama % 50 oranında frengili doğar. Doğumdan 4 yaşı­na kadar olan çocuklarda görülen konjenital frengi belirtileri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Frengi hastalığının anne karnında iken ço­cuğa plasentadan geçebildiği görülebil­mektedir. Duruma göre bazen fetüs düşer veya ölü olarak doğabilir. Bu sebeple dü­şük veya ölü doğum yapan anneler frengi hastalığı yönünden araştırılırlar. Frengili her annenin çocuğunun mutlaka frengili olması gerekmez. Çocuk ortalama % 50 oranında frengili doğar. Doğumdan 4 yaşı­na kadar olan çocuklarda görülen konjenital frengi belirtileri (syphilis congenita praecox) nin mevcudiyeti plasentanın bü­yük olması, çocuğun iri kafalı (hidrosefali), veya küçük kafalı (mikrosefalı) olması v.b. hastalığın ihtimali belirtileridir. Bu durum­da göbek kordonundan kan alınarak mik­rop aranır. Daha sonra çocuğun derisinde makûl denilen lekelerin veya bül şeklinde su toplamış kabarcıkların bulunması gibi belirtilerin yani pemphigus denen hastalı­ğın olup olmadığı araştırılır. Çocukta er­ken frengi belirtilerinden dalak büyüklüğü kanlı burun akıntısı, kol kemiklerinde şiş­me, göz bozuklukları (iritis, iridosiklitis), orta kulak hastalıkları v.b. sayılabilir. Bazen frenginin 2. ve 3. devre belirtileri çocuklarda 4 yaşından sonra başlar (syphilis congenital tarda). Özellikle diş­lerde üst kesicilerin kısa ve serbest uçlarının yarımay şeklinde olması yani Hutchinson dişleri karakteristiktir. Kulakta çınlama, işitme bozukluğu, eklemlerde su toplaması (hidrartroz) gibi belirtiler gö­rülür.<br />
Tedavi penisilinle yapılır. Tetrasiklin (Dok-silisin) de kullanılabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dahiturk.com/dogustan-frengi-kalitsal-frengi.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uzağı Görüp Yakını Görememe Hastalığı, Hipermetrop</title>
		<link>http://www.dahiturk.com/uzagi-gorup-yakini-gorememe-hastaligi-hipermetrop-2.htm</link>
		<comments>http://www.dahiturk.com/uzagi-gorup-yakini-gorememe-hastaligi-hipermetrop-2.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 19:03:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Göz hastalıkları]]></category>

		<category><![CDATA[Hipermetrop]]></category>

		<category><![CDATA[Uzağı Görüp Yakını Görememe Hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dahiturk.com/?p=485</guid>
		<description><![CDATA[Yakını görememe hastalığına hipermetrop ve gözünde böyle bir kusuru olan kişiye de hipermetrop denir.
Gözün kırılma kusurlarından olan bu has­talıkta görüntü, göz dibinde retinanın ar­kasına düşmektedir. Ancak genç yaştaki bir hipermetrop uyum yaparak görüntünün net olmasını sağlayabilir. Fakat yaş iler­ledikçe uyum gücü azalır ve evvelce has­tanın farkedemediği gibi hipermetrop yani latent hipermetropi belirli olmaya başlar.
Doktorlar, bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yakını görememe hastalığına hipermetrop ve gözünde böyle bir kusuru olan kişiye de hipermetrop denir.<br />
Gözün kırılma kusurlarından olan bu has­talıkta görüntü, göz dibinde retinanın ar­kasına düşmektedir. Ancak genç yaştaki bir hipermetrop uyum yaparak görüntünün net olmasını sağlayabilir. Fakat yaş iler­ledikçe uyum gücü azalır ve evvelce has­tanın farkedemediği gibi hipermetrop yani latent hipermetropi belirli olmaya başlar.<br />
Doktorlar, bir kimsenin yaşına bakmaksın zın, gerçek hipermetropisini öğrenmek için, atropin cinsinden bir ilaçla göz uyumunu felce uğratıp ortadan kaldırdıktan sonra kırma kusurunu ölçer ve gözlük reçetesi verirler<br />
Hipermetroplarda retinanın arkasına dü­şen görüntüyü öne getirmek için yakınsak denilen ince kenarlı mercekleri bulunan gözlük kullanılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dahiturk.com/uzagi-gorup-yakini-gorememe-hastaligi-hipermetrop-2.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SİGARANIN PSİKOLOJİK ETKİLERİ NELERDİR</title>
		<link>http://www.dahiturk.com/sigaranin-psikolojik-etkileri-nelerdir.htm</link>
		<comments>http://www.dahiturk.com/sigaranin-psikolojik-etkileri-nelerdir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 19:01:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Diğer rahatsızlıklar]]></category>

		<category><![CDATA[SİGARANIN PSİKOLOJİK ETKİLERİ NELERDİR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dahiturk.com/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[Sigara tiryakileri sigara içme isteklerini genellikle şöyle açıklar
- Gergin olduğum zaman içiyorum.
- Dikkatimi toplamak için içiyorum.
- Canım sıkkın olduğu zaman içiyorum.
- Üzgün olduğum zaman içiyorum.
- Sinirli olduğum zaman yatışmak için içiyorum. 
Yalnızca bir sigara bu kadar çok şey verebilir mi? Bu sorunun cevabı sigaranın barındırdığı kimyasal maddelerin psikolojik etkilerinde yatıyor. 
Nikotin - Güçlü Bir Uyarıcı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sigara tiryakileri sigara içme isteklerini genellikle şöyle açıklar</p>
<p>- Gergin olduğum zaman içiyorum.<br />
- Dikkatimi toplamak için içiyorum.<br />
- Canım sıkkın olduğu zaman içiyorum.<br />
- Üzgün olduğum zaman içiyorum.<br />
- Sinirli olduğum zaman yatışmak için içiyorum. </p>
<p>Yalnızca bir sigara bu kadar çok şey verebilir mi? Bu sorunun cevabı sigaranın barındırdığı kimyasal maddelerin psikolojik etkilerinde yatıyor. </p>
<p>Nikotin - Güçlü Bir Uyarıcı </p>
<p>Sigara bağımlılarını kendisine bağlayan nikotin; kokain yada amfitemin kadar güçlü ve onlara benzer bir uyarıcıdır. Tiryakiye sürekli sigara içme isteği veren şey de odur. Nikotin sigara içen kişiyi uyarır, kalp çarpıntısına, yüksek tansiyona, kişinin nefes alıp verişinin hızlanmasına sebep olur. Ne yazık ki, bu etkiler yirmi dakika içinde kaybolur ve tiryaki bir sigara daha yakar. </p>
<p>Karbon Monoksit ve diğer Sakinleştiriciler</p>
<p>Hem sigara dumanında hem de alkolde bazı sakinleştirici maddeler bulunmaktadır. Sigarada bulunan karbon monoksit, kişiyi sersemleştirir. Bu kimyasal maddeler, kısa bir süre için gerilimi, kızgınlığı ve diğer güçlü hisleri bastırır. </p>
<p>Diğer Psikolojik Etkiler</p>
<p>Pek çok sigara bağımlısı için, sigara içmek törensel bir şeydir, kişi işini bırakır, paketten bir sigara alır, onu yakar, dumanı içine çeker ve dışarı verir, kendisini rahatlattığını düşünür. Ayrıca sigaranın yanında bağımlılar genellikle, kahve, çay yada alkol alırlar. Bu öyle bir zevk haline dönüşür ki, kişi için sigarayı bırakmak imkansızlaşır.</p>
<p>Bağımlılığın Gücü </p>
<p>Eninde sonunda, sigara kullanan herkes, nikotin ihtiyacı duymaya başlar. Nikotin güçlü bir uyuşturucudur ve mutlaka bağımlılık yapacaktır. Nikotine bağlanan bir vücut, beyne sürekli nikotin istiyorum mesajı yollayacaktır ve bağımlı kişi sigara üstüne sigara yakacaktır. </p>
<p>Bilmek Güçlenmektir</p>
<p>Sigara yakmanızı sağlayan şeyleri ve sigara içtikten sonra hissettiklerini gözden geçirin. Bu hisleri tanımlamanız sigarayı bırakmaya karar verirken size yardımcı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dahiturk.com/sigaranin-psikolojik-etkileri-nelerdir.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Tırnak yemek duygusal bir sorundur</title>
		<link>http://www.dahiturk.com/tirnak-yemek-duygusal-bir-sorundur.htm</link>
		<comments>http://www.dahiturk.com/tirnak-yemek-duygusal-bir-sorundur.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 18:59:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Diğer rahatsızlıklar]]></category>

		<category><![CDATA[Tırnak yemek duygusal bir sorundur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dahiturk.com/?p=483</guid>
		<description><![CDATA[Tırnak yemenin duygusal bir sorun olduğunu belirten uzmanlar, özellikle aileleri tarafından azarlanan çocukların tırnaklarını daha fazla yediklerini kaydettiler.
Tırnak yeme alışkanlığı sıklıkla çocuklarda görülmesine rağmen yetişkinlerde de görülen bir davranış. Tırnak yeme alışkanlığının çocuklarda 3-4 yaşlarında başladığını vurgulayan uzmanlar, “Bu aynı zamanda öğrenilmiş bir davranıştır. Ailesinde tırnak yeme davranışı olan bir çocuk bunu kopyalayabilir” dediler. Uzmanlar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tırnak yemenin duygusal bir sorun olduğunu belirten uzmanlar, özellikle aileleri tarafından azarlanan çocukların tırnaklarını daha fazla yediklerini kaydettiler.<br />
Tırnak yeme alışkanlığı sıklıkla çocuklarda görülmesine rağmen yetişkinlerde de görülen bir davranış. Tırnak yeme alışkanlığının çocuklarda 3-4 yaşlarında başladığını vurgulayan uzmanlar, “Bu aynı zamanda öğrenilmiş bir davranıştır. Ailesinde tırnak yeme davranışı olan bir çocuk bunu kopyalayabilir” dediler. Uzmanlar, tırnak yemenin diğer nedenlerini ise şöyle sıraladılar: “Ev ortamındaki aşırı baskıcı tutumlar ve kuralcı yapı sonuçta güvensizlik göstergesidir. Çocuğun azarlanması, toplum içinde aşağılanması, ona yaşına uygun sorumluluk verilmemesi (mesela odasını toplaması, kahvaltıyı hazırlaması, gibi basit ev işleri), kardeşler arasında taraf tutma, ana baba ilgisizliği, yaşamış olduğu korkular gibi nedenler çocukta tırnak yeme davranışını tetikler”.<br />
Çocukta gerginlik ve huzursuzluk oluşturan nedenlerin titizlikle araştırılmasını öneren uzmanlar, sonuçta tırnak yemenin duygusal bir sorun olduğunun altını çizdiler. Azarlamak, korkutmak, başkalarını örnek göstermek veya çocuğu tehdit etmenin sorunu çözmeyeceği gibi daha da ağırlaştıracağını anlatan uzmanlar şu temel görüşü dile getiriyor:</p>
<p>“Onları, korku ve kaygı oluşturabilecek film, video, atari gibi faaliyetlerden uzak tutmak gerekir. Ebeveynler cocuklarının önünde asla kavga etmemelidirler. Ederlerse bile bu bir alışkanlık haline gelmemeli anlaşmazlık nedenleri çocuga uygun bir dille açıklanmalıdır. Sorun uzun sürerse bir uzmanla yüzyüze görüşülmeli. Çocuklar yeni ortamlara ve yeni kişilere uyum göstermekte zorluk çekmezler. Ve çocuklarda bazı davranış biçimlerinin soruna dönüşmesine neden olan yetişkinlerdir..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dahiturk.com/tirnak-yemek-duygusal-bir-sorundur.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Utangaçlık sorunu ve çözüm önerisi</title>
		<link>http://www.dahiturk.com/utangaclik-sorunu-ve-cozum-onerisi.htm</link>
		<comments>http://www.dahiturk.com/utangaclik-sorunu-ve-cozum-onerisi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2008 18:59:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Diğer rahatsızlıklar]]></category>

		<category><![CDATA[Utangaçlık’ sorunu ve çözüm önerisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dahiturk.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[Her 10 kişiden birinde utangaçlık sorununa rastlanıldığı, utangaçların yüzde otuzunun hiç evlenmediği ve tek başına yaşadı belirlendi.
Utangaçlık sorunu olanların önemli bir bölümü korkularından kurtulmak için kendini ya alkole ya da uyuşturucu maddeye veriyor.
Edinilen bilgilere göre, utangaçlık sorunu olanların en sık başvurduğu yollardan birisi alkol kullanımı. Bir çok kişi, utangaçlığını alkolle eritmeye çalışıyor. Yapılan araştırmalar, aşırı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her 10 kişiden birinde utangaçlık sorununa rastlanıldığı, utangaçların yüzde otuzunun hiç evlenmediği ve tek başına yaşadı belirlendi.</p>
<p>Utangaçlık sorunu olanların önemli bir bölümü korkularından kurtulmak için kendini ya alkole ya da uyuşturucu maddeye veriyor.<br />
Edinilen bilgilere göre, utangaçlık sorunu olanların en sık başvurduğu yollardan birisi alkol kullanımı. Bir çok kişi, utangaçlığını alkolle eritmeye çalışıyor. Yapılan araştırmalar, aşırı utangaç kişilerde, böyle olmayanlara göre en az iki kat daha yüksek bir oranda alkolizme ve alkol kullanımının yol açtığı diğer sorunlara rastlandığını gösteriyor. Sık başvurulan bir diğer çözüm yolu, topluluk karşısında duyulan sıkıntıyı azaltacak uyuşturucu maddelerin kullanılması olarak gösteriliyor. Bu kişilerin yaklaşık yüzde onbeşi yaşamlarında en az bir kez bir uyuşturucu maddeye bağımlı duruma geliyorlar. Üçüncü bir yöntem, utangaçlık krizine yol açabilecek toplumsal etkinlikleri tümüyle dışlayan bir yaşam tarzı geliştirmek. İş ve okul ortamında ön plana çıkmayı ve kendini göstermeyi gerektiren durumlardan uzak durmak, basit ve göze batmayacak işlere yönelmek bu yaşam tarzının temel taktikleri arasında sayılabilir.</p>
<p>Uzmanlar, her üç yöntemin de küçümsenmeyecek bireysel kayıplara yol açtığını belirterek, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Alkolizmin ve madde bağımlılığının neden olduğu sorunlar herkes tarafından biliniyor. Çok sayıda toplumsal etkinlikten uzak durmaya dayalı bir yaşam tarzının sonucuysa, düşük toplumsal ve mesleki başarı ve yalnızlık. Aşırı utangaç kişiler, içinde bulundukları toplumun ortalamasına göre, daha düşük bir eğitim görüyor, daha az para kazanıyor ve karşı cinse uzak durmalarına bağlı olarak, eş bulmakta daha fazla güçlük çekiyorlar. Bu kişilerin yüzde otuza yakın bir bölümü hiç evlenmiyor ve tek başına yaşıyor. Eğer sorun yalnızca topluluk önünde konuşmakla sınırlıysa, genellikle, kişiyi üç dört saatliğine aşırı utangaçlığın bedensel belirtilerinden kurtaran ilaçlar kullanılıyor. Beta bloker adı verilen bu ilaçlar, yaşanan içsel karmaşayı kalp çarpıntısı, soluk soluğa kalma, ses titremesi ve yüz kızarması gibi yollarla dışa vuran sinirsel ileti sistemini bloke ediyor. Beta blokerlerin sahne sanatçıları arasında yaygın bir kullanımı olduğu bilmiyor. Daha uzun süreli bir rahatlama içinse, beyindeki sinirsel iletimi sağlayan maddeler üzerinde etkili bazı ilaçlar kullanılıyor. Yapılan çalışmalar, söz konusu ilaçların, aşırı utangaçlık hastalığı olan kişilerin yüzde yetmişinde önemli bir düzelme sağlayabildiğini gösteriyor, ilacın yanısıra bazı psikoterapi teknikleri de uygulandığında, bu oran daha da yükseliyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dahiturk.com/utangaclik-sorunu-ve-cozum-onerisi.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
