2008 22 AÄŸu

cinsellikİlk bakışta aralarında bağlantı kurulamayan ve iki ayrı kelime gibi görünen bu kavramların, son araştırmalarda elde edilen bulgulara göre, birbirini tamamlayan, yaşam sisteminin açıklanmasında önemli veriler olduğu anlaşılmıştır.

Tarih boyu cinsellik ile ilgili pek çok anekdot okumuşsunuzdur. Bunlardan özellikle kişisel olanları, belleklerde yoğunlaşmıştır. Toplumsal değerlerin başında gelen cinsellik hakkındaki değer yargıları, bireylerde ve uluslarda şartlanmalar istikametinde ve astrolojik etkilerle olgunlaşmaktadır. Bir bakıma, Doğu ve Batı Kültürleri arasındaki fark da bu şekilde belirginleşmiştir.

Yeryüzünde ilk insanın, ortaya çıkışından beri varolan, ilk çaÄŸlardan itibaren zikredilen, “temel içgüdü”lerden biri kabul edilen cinselliÄŸin, acaba ‘gen’lerle ne gibi baÄŸlantısı olabilir?

Kadın ve erkek arasındaki en yakın ve paylaşımcı eylem olan cinsel iliÅŸki sırasında aktarılan erkek spermi ile, kadın yumurtası arasındaki ‘bir’leÅŸme, sadece basit bir üreme fonksiyonu olarak nitelendirilebilir mi?

Bu nokta, filozofların ve bilimadamlarının dikkatini çekmiş, kendini tanıma, yaşam sistemini anlama konusunda çalışmalarda bulunanlar, zaman içinde fikirlerini açıklamışlardır.

Eflatun “Sempozyum” adlı eserinde “Neden cinsellik vardır?” sorusuna, Aristophones’in meÅŸhur konuÅŸmasındaki öneriyle yanıt vermiÅŸ ve konuyu “bir tamirat/yenileme” ÅŸeklinde ele almıştır.

Eflatun’un çözümü; daha sonraki çaÄŸlarda, cinsel içgüdüleri, yaÅŸamı koruma ve yaÅŸama isteklerini içerdiÄŸi gerekçesiyle, Freud tarafından da benimsenmiÅŸtir. Aynı soruya cevap arayan pek çok düşünür, sonunda kendini biyolojik evrim ilmi içinde bulmuÅŸtur. Bu ilim, yaÅŸayan dünyanın, dört milyar yıl önceki mütevazi baÅŸlangıcından ÅŸimdiki haline, ne ÅŸekilde ve niçin geldiÄŸini incelemektedir.

Charles Darwin, “The. Origin of Species” isimli meÅŸhur eserinde, cinsellikten ve onun deÄŸiÅŸimlerdeki rolünden bahsetmiÅŸtir. Darwin’e göre, bir “tabiat kanunu” olarak, yaÅŸamın devamı için eÅŸleÅŸme gereklidir.

Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında, Alman Biyolog August Weismann, ölümlü ve ölümsüzü biyolojik terminoloji ile açıklayarak cinsellikle evrimi iliÅŸkilendirmiÅŸtir. Weismann’a göre cinsellik, evrimi hızlandıran bir faktördür; çünkü tabiatın seçmesi için içeriÄŸi sürekli deÄŸiÅŸen bir depo sunmaktadır.

Ama, esas önemli açıklama ve bağlantılar, yaklaşık elli sene önce keşfedilen DNA ve genetik ilmi sayesinde olmuştur. Varlığın bu boyuttaki, ifade edilen en küçük şekil birimi olan ve hücrenin temelini oluşturan DNA= DeoksiriboNükleikAsit, içinde canlı ile ilgili tüm bilgilerin bulunduğu, aynı bilgiyi içeren ama, pozitif ve negatif gibi birbirini tamamlayan iki ayrı polinukleotid zincirinden oluşmuştur. Bunlardaki (nükleotid) bilgi, bir canlı oluşturmak üzere, hem depolanıp hem de transfer edilmek için hazırlanmıştır.

DNA molekülünde belli yapı taÅŸlarını üretmek için gereken genetik ÅŸifreyi taşıyan “gen” adlı bir bölge vardır. Bu bölge, o organizma ile ilgili her bir özelliÄŸi tek tek belirleyen konfigürasyonlara (yapı ÅŸekli) sahiptir.

Genler, bir organizmanın karakteristiklerini belirleyen talimatlarla yüklüdür. Bunlar için gereken sistem ise, çevre tarafından sağlanır.

Organizmaların oluşması için genlerin aktarımı, üreme fonksiyonu ile gerçekleşir. Üreme, insanda, kadında yumurta, erkekte sperm üretimi ile başlar. Yarısı anneden, yarısı babadan gelen DNA molekülleri, yumurta ve sperm içinde paketlenerek saklanır, böylece daha sonraki kuşaklara aktarılır. Aktarma işlemi, görüldüğü gibi, cinselliğin bir sonucu olarak gerçekleşir.

Cinsel iliÅŸki yoluyla, iki ayrı cinsten gelen DNA molekülleri kırılır ve tekrar yeni bir ÅŸekilde birleÅŸir. Kadın ile erkekten gelen, hata yüklü de olabilen DNA’lar bir bütün teÅŸkil eder, cinsel iliÅŸki evresinden sonra yeniden gençlik kazanırlar.

DNA’larda meydana gelen bozuklukların düzeltilmesinde cinsellik çok önemli yer tutar; çünkü hatalı DNA oluÅŸumuna yol açan mutasyonları kısıtlar. Bu kısıtlama iÅŸlemi, hatalı kodun, kadınla erkeÄŸin birleÅŸmesi sırasında, tamir enzimlerince uzaklaÅŸtırılması ile gerçekleÅŸir.

Yaklaşık dört milyar yıl önce başlayan insan neslinin sağlıklı bir şekilde devamı, her türlü değişikliğe rağmen, cinsellik sayesinde olmuş, anne ve babadan aktarılan genetik veriler harmanlanıp onların sahip olduğu özelliklerin dışındaki bilgilerin de yeni kuşaklarda ortaya çıkmasına zemin hazırlanmıştır.

Kısaca belirtmek gerekirse, cinsellik; varlık ile ilgili tüm bilgileri içeren genleri tamir eden, mutasyonları, bozulmaları kontrol altında tutarak, onları (genleri) sağlıklı tutan çok gelişmiş bir sistemdir. Böylece o tür, her türlü mikro ve makro değişime rağmen, yaşamını devam ettirir, ortak özellikler havuzundan her an yeni oluşumlarla kendini tamir etmeye devam eder.

GeçtiÄŸimiz günlerde, basında yer alan bir habere göre, kiotech firması tarafından üretilen ve İngiltere’de satışa çıkarılan Xcite adlı ıslak mendilin kokusu, sürenin cazibesini artırmaktadır. Kadın ve erkekler için iki farklı türde üretilen bu mendiller, insanlara cinsellik sinyali göndermek ve karşı cinsi kendine çekmek için salgıladığı `feromon’ adlı kimyasal maddeyi içeriyor. Aslında bir hormon olan feromon (Pheromone), erkekte ter ve idrarda, kadında ise vajinal salgılarda,koltuk altı teri,tükürük ve çapakta bulunuyor. Feromon baskısını ister istemez hissediyor ve cinsel yönden uyarılıyoruz.

Burada bireyin hormonlarının dıştan içe etkilenmesi söz konusu olmaktadır. Aynı olay Cinsellik hormonlarının içten genler vasıtasıyla harekete geçmesi ile de gerçekleÅŸmektedir. Bu oluÅŸum BebeÄŸin ana rahminde aldığı kozmik etkilerle formatlanır. Uygun açılımlarda ise ortaya çıkar. ABD BaÅŸkanı Clinton’da görüldüğü gibi. Neden tamamen genetiktir.

Mistizm’de cinsellik hareketlerine “kader” kavramı ile deÄŸinmede, cinsellik arzeden konumu üstü kapalı ÅŸekilde, “Gen”lere baÄŸlamaktadır.

Cinsellik ve Gen’ler , Cinsellik ve Gen’ler hastaligin tedavisi, Cinsellik ve Gen’ler tedavi etmek, Cinsellik ve Gen’ler hastalik tedavileri, Cinsellik ve Gen’ler